Halit Karsıalan Bilinen Adıyla Deli Halit Paşanın Dramatik Öyküsü

0
852

Asker, general (Doğum 1883, İstanbul – Ölüm 1925, Ankara). Harbiye Mektebi’ni teğmen rütbesi alarak bitirdi (1903). Balkan harbinde’nda bölük komutanı oldu. (1912-1913). Savaş sonrasında İstanbul’da kısa bir zaman Harbiye Dairesi’nde çalıştı, Teşkilatı Mahsusa’da görev aldı, cesareti ve sinirliliğiyle ünlüydü (1913-1914). Birinci Dünya savaşı çıktığında bu kuruluşun özel bir birliğiyle Artvin’e gönderildi, Çoruh müfreze komutanı oldu. (1914-1916). Hastalanınca tedavi için Avusturya’ya gitti. (1916-1917). Dönüşünde önce Dersim mıntıka komutanlığı, sonrasında Erzurum’un geri alınması savaşlarında sağ cenah müfreze komutanlığı ve yarbay rütbesiyle 3. Kafkas tümeni komutanlığı yaptı (1917-1919). Mütareke’de bir zaman açıkta kaldıktan sonra 9. Kafkas tümeni komutanlığına getirildi, Kars’ın alınmasında büyük kahramanlıklar sergiledi. (1919). Doğu Cehpesinden Batı cephesine aktarıldı (1921) ve kolordu komutanı yetkisiyle Kocaeli grup komutanlığına getirildi. (Eylül 1921) Rütbesi generalliğe yükseltildi (1922). Büyük taarruz’dan sonra grubunun lağvı üzerine Batı cephesi komutanlığı emrine verildi. TBMM’nin ikinci döneminde Ardahan milletvekili seçildi (1923-1925). Meclis’te bir tartışma sonucunda
arkasından Ali Çetinkaya tarafından tabancayla vuruldu, ağır yaralandı ve beş gün mecliste bir odada zorla tutuldu. Mecliste can çekişerek öldürüldü.Onu öldürenler nefsi müdafaa gerekçesiyle yargılanmadı.I.Dünya harbinde ve İstiklal harbinde sırasında Gümüş Liyakat, Gümüş İmtiyaz, Altın Liyakat, Altın İmtiyaz, 3.Rütbeden Kılıçlı Osmanlı ve İstiklal Madalyası ile Avusturya ve Afganistan’ında birer madalyasına sahiptir.TBMM’de işlenen ilk cinayetin kurbanıdır.

700

Şimdi cephelerde ömrünü tüketmiş.9 defa yaralanmış. Öldüğünde bile gaziler için mücade eden Bu kahraman Türk askerini onu tanıyanlardan ve diğer insanların hatıralarını okuyalım.

Muhafız subayının hatırası

Pederin Hüseyin Bey adında muhterem bir lise hocası vardı. Zaman zaman ziyaretine giderdik. Bir defasında enteresan bir hatıra anlatmıştı. Benimle beraber gitmesin, size nakledeyim:

Bendeniz Eyüplüyüm. Bizim yokuşun tepesinde meşhur Deli Hâlid Paşa’nın evi vardı. Babam bir bayram günü ziyarete çıkmış. Orada malûl gazilere rastlamış. Paşa’dan maaşlarına zam yapılmasına yardımcı olmasını rica etmişler.

1932 senesiydi. Askeri tıbbiyede müzâkereci teğmendim. O zaman eczacı, dişçilik ve veteriner mektepleri, Tıbbiye Mektebi’nin şubeleri idi. Tıbbiye Mektebi de, Bayezid meydanında, elektrik şirketinin karşısındaki köşede, bahçe içerisindeydi. Sultan Hamid zamanında burası Maliye Nezâretiymiş. Her sınıfın bir müzâkerecisi vardı. Mesela Doktor Cezmi Bey, sonra Kızılay Genel Müdürü oldu. Her sınıfın da bir tane sınıf subayı vardı. Bunlardan biri Yüzbaşı Dâim Bey idi. Sonradan dişçi mektebine devam etti. İstifa edip sivile geçti. Ankara’da muayenehane açtı.

Müzâkerecilerin 2. katta geniş bir odası vardı. Orada otururduk. Subaylar burada traş olurdu. Aşağıdan sınıf subayları da bazen gelirdi. Nöbetçi olduğumuz zaman geceleri bu odada toplanır görüşürdük. Sohbet edilir; hikâyeler anlatılırdı. Dâim Bey bir gün odaya geldi. Kalabalıktı. Bize bir vak’a anlattı: Ben, Çankaya’da muhafız alayındaydım. Birgün iki üsteğmeni ayırdılar. O zaman ben üsteğmendim. Muhafız alayı kumandanı Albay İsmail Hakkı Bey emir verdi. “Yarın mecliste bütçe müzâkeresi olacak. Sen tabanca belinde, kürsünün bir tarafında ayakta bekleyeceksin” dedi. Öbür üsteğmen arkadaşıma da kürsünün öte tarafında ayakta beklemesini söyledi. Sonra bana, “Bahriye Vekili İhsan Bey kürsüye çıkarsa, kürsüde konuştuğu müddetçe, sen hep locaya bakacaksın. Locadan işaret geldi mi, tabancanı çekeceksin, İhsan Beyi kürsüde vuracaksın”; arkadaşıma da “Sen de, Hâlid Paşa’yı böyle vuracaksın” diye emir verdi. Tesadüfen o gün İhsan Bey hastalandı, meclise gelmedi. Hâlid Paşa kürsüye çıktı. Malûl gâzilerin maaşlarının arttırılmasını müdâfaa ediyor; sert konuşuyordu. Adı üstünde Deli Hâlid. Kel Ali ekibi yuh diye bağırıyor, bir yandan da sıra kapaklarına vuruyorlardı. En sonunda “Para yok; bütçe müsâit değil” dediler. Bunun üzerine Hâlid Paşa, “Ben Kars’ta Ermenilerden yetmiş araba mücevher alıp Ankara’ya gönderdim. Ne oldu bunlar?” dedi. Tam bu sırada işaret geldi. Arkadaşım tabancasını çekip Hâlid Paşa’yı vurdu. Hâlid Paşa, kürsüden yıkıldı. Fakat ölmedi. Kel Ali, kürsüye geldi. Kendi tabancasının dipçiğiyle Hâlid Paşa’ya vurmaya başladı. Hemen götürdüler

Taşıdığı İki Silah Namuslu ve Namussuz

Kocaeli’nden Kars’a, Artvin’den Gümüşhane’ye, Erzurum’dan İzmir’e,  Tunceli’den İstanbul’a, Yemen’den Trablusgarp’a koşuşturmuş bir komutandı Halit Paşa… Yiğit askerlere karşı baba gibi şefkatli bir insandı Halit Paşa… Düşmanlarını sağ tarafında taşıdığı “Namuslu” diye adlandırdığı tabancasıyla, cepheden kaçan askerleri ise sol tarafında taşıdığı “Namussuz” diye adlandırdığı tabancasıyla vurabilecek kadar kararlı bir askerdi Halit Paşa… Cephede düşmanla savaşırken askerlerine “Oğlum vatan bizimdir, kaçan haindir…” diye haykıran cesur bir yürekti Halit Paşa…

Kurtuluş Savaşı’nda Halit Paşa’nın emrinde bir yıl görev yapan M.Şevki Yazman’ın anılarından;

“Orduda ona Eyüplü Halit ve daha ziyade Deli Halit derlerdi. Gözü pek, hiçbir şeyden yılmaz kimselere bu ad verilirdi. Rahmetli çok cesurdu. Düşmanı gördün mü onunla savaşan piyade birliklerinin en ön safında bulunmak ve çarpışmak isterdi. Tehlikeli noktayı gözünden kaçırmak istemez ve en ön safta bulunurdu…

Sarıkamış Kurbançayı Köyü’nden 1889 doğumlu Seyfal oğlu İskender Çakmak’ın anılarından;
 ”1336’da (1920) Halit Paşa’nın askeri olarak Bardız’da bulundum. Künyem 9. Fırka, 17. Alya, 2. Tabur, 7. Bölük’tür. Ben bölük onbaşısı idim. Henüz askere gitmemiştim. O zaman Hasankale’nin Horum Köyü’nde oturuyorduk. Zaten oralıyım ve o köy doğumluyum. Ermenilerin ellerinden kaçarak Azap’a gittim. Oradan Keçesor Köyüne kaçtık. Ermeniler gerek Horum Azap’tan gerekse Keçesor da ettiklerini ettiler…

 Halid Paşa’nın bilahare Baldız’a geldiğini duyunca yanına gittim ve gönüllü askere yazıldım. Onun emrinde olarak ordumuz ileri harekete geçince, uğradığımız Kumru, Kaloköy ve Kars ötesi yerlerin hemen tümünde yurttaşlarımızın cesetleriyle karşılaştık. Gümrü’ye kadar gittik, bu manzara değişmedi. Halid Paşa bu gördüğümüz manzaralar karşısında “Size diyeceğim şudur; Bu gördükleriniz sizin kardeşleriniz, sizin bacılarınız, sizin analarınızdır. Ona göre gayret gösterin.” dedi.

Biz onu görünce dilimiz tutulurdu. Zaten düşmanın dili de tutulurdu. Ama biz ona çok güvenirdik, askerlerle aramızda ona marşlar dizer söylerdik.”

Yarbay Halitt Bey, Ermenilerle savaş halinde iken Oltu’nun Divik Köyünde Hacı Şerif Bey’in evine misafir olur. Halit Bey’e koyun kesip ikram edilmek istenir. Halit Bey, o anda evi terk eder ve “Askerlerim ne yiyor ki, ben koyun eti yiyeyim!”der.

Gene Milli Mücadele’de milis kuvvetlerinin kumandanlarından Mehmet Sungur anlatıyor: Müfrezemizle birlikte Selim’e girdik. Selim’de başlayan ilk harekâttan sonra, esas Halit Bey’in komutasında Ermenilerle savaş, Zellice’de şiddetlenmişti. Karşımızda 70.000 Ermeni askeri kaynıyordu. 9. Kafkas Tümeni Komutanı Halit Bey, askerlerin önünde savaşıyordu. “Ne hikmetse karşı tarafın yağmur gibi yağan kurşunlarından hiç biri Halit Bey’e isabet etmiyordu. Bunlara gözlerimle şahit oldum. Demek ki Allah bizimle beraber. Bunu başka türlü izah edemezsiniz.

Bir ara Halit Bey’in, içi kar suyu dolu yırtık postallarından vıcıklaşmış suların fışkırdığını gördüm. Koskoca Tümen Komutanının ayakkabıları işte bunlardı. Hemen yanına sokulup;
“- Komutanım. Köy yakın, yeni bir pabuç getirelim” deyince ağzımızın payını hemen verdi.
“- Ulan, askerim de böyle giyiyor. Onun meşakkatini ben de çekmeliyim. Siz işinize bakın.”Böylece düşmana ateş püskürürken, bir yandan da bizlere cenk şevki veriyor ve;
“- Evlatlarım, kafirlerin kurşunu adam öldürmez., ileri!..” diye naralar atıyordu.

Hülasa, Ermenileri kovalayan Halit Bey’in, sonra da soyadı “Karsıalan” olmuştu.


Sonra da başından çıkardığı siyah kalpağını, sol koltuğunun altına sıkıştırıp, sağ elini durmadan düşmana doğru sallıyordu:
“- Ulan Mazmaruf, seni çadırından donsuz kovalamazsam, bana da Deli Halit demesinler!

“Halit paşa, milli mücadelenin ünlü tümen komutanlarındandı. adını işitmiş, hakkında anlatılan birçok öyküyü tüylerimiz ürpererek dinlemiştik. öfkelendiği zaman küçük rütbeli subayları, hatta erleri kendi tabancasıyla öldürürmüş. birinci dünya savaşında kafkasya’da böylece çok subay vurduğu söyleniyordu. hatta o tarihte yedek subaylık yapmış olanlardan birisi, yiğit ve cesur teğmenlerden birinin, halit paşa silahına davranırken daha önce silah çekip, ‘ paşam, bırak o silahı, ben de vatan evladıyım’ deyince, buna karşı, paşanın ‘ben seni vurmayacaktım, denedim, aferin, cesur bir gençmişsin. haydi git’ dedikten sonra o subay geri dönüp giderken arkasından vurduğunu anlatmıştı da çok üzülmüştük. bu öykü, belki doğru, belki yanlıştı. ama, halit paşa’ya ‘deli halit’ denildiği, savaş sırasında en ön hatlarda erler ve kendisini izleyen subaylarla birlikte savaştığı, birçok yara aldığı, gösterdiği yararlıklar nedeniyle rütbesinin yükseltildiği bir gerçekti..

işte bu Halit paşa, ikinci büyük millet meclisi seçimlerinde mebus olmuştu. atatürk’e yürekten bağlıydı. 9 şubat 1341 ( 1925 ) pazartesi günü, küçük defterime şu kısa notu yazmışım : ‘ bu akşam dairede nöbetçiydi. Halit paşa, ali bey’i, ali bey de Halit paşa’yı yaraladı. silah sesleri üzerine kalem odasına sığındım. iyi ki merakıma yenilip de arkalarından gitmedim, bir felaketten kurtuldum.’

Halit Paşa, Atatürk’ün çok yakın arkadaşıydı. Halit Paşa’nın Yemen ve Kafkas Cephelerinde namını duymuştu. Hatta Trablusgarp ve Balkan Savaşlarında gözleriyle görmüştü. Gözü pekliğini, yiğitliğini ve mertliğini ondan bahsederken söylemişti. İşte bizim Deli Halit, böyle biridir derdi. Bir iki defa cephede durduk yerde adam vurduğunu söyler gibi oldular. Atatürk, kim diyor bunu, gelsin bana söylesin dedi. Sonra ilave etti: “Eğer vursaydı, Bingazi’de Kel Ali’yi vururdu. Ben gördüğüme mi inanayım, size mi?”

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz