Osmanlı Devleti’nde Cinsel Yaşam Ve Harem Hayatı


Osmanlı haremi her zaman ilgi çekmiş ve üzerindeki sır perdesi hiçbir zaman kaldırılalamış bir konu. Haremin içine kapalı yapısı, giriş çıkışların yasak olması, belgelerin azlığı derken hep karanlıkta kalmış. Bilinenleri ve söylentileri harmanlayarak, hareme bir yolculuk

Topkapı Sarayı haremi 400’den fazla odaya sahipti ve odalar yıllar içinde eklene eklene yapıldığından, harem bir labirent şeklindeydi.

Harem kelimesi “haram” kelimesiyle aynı kökten gelip Arapça “yasak” demektir. Harem dışarıya tamamen kapalı bir yerdir. İçerisiyle ilgili bir bilgi ve haberin dışarı çıkması çok zordur.

Harem içerisinde padişahın eşlerini, kadın köleleri, hadım olmuş köleleri ve cariyeleri bulunduruluyordu.

Padişahların kadınlarına ve Harem’deki kadınların padişahlara veya tam tersine sultanların ve Harem’deki kadınların padişahlara veya damat adaylarına, cilveli, hisli, özlem ve muhabbet dolu mektuplar yazdıkları biliniyor.

‘Harem’den Aşk Mektupları’ diye bilinen, yıllarca harem hazinesinde saklanan ancak Cumhuriyet’ten sonra ortaya çıkan bir aşk mektupları arşivi vardır.

Bunlardan en meşhuru Hürrem Sultan’ın Kanuni Sultan Süleyman’a yazdığı mektuptur. Bir diğeri ise I. Abdülhamid’in kadınefendisi Ruhşah’a yazdığı mektuptur.

Padişah, cariye kökenli kadınlarla evlendiği zaman genel kural olarak onunla nikah yapmazdı. Kanuni Sultan Süleyman’ın Hürrem Sultan’a kıydığı nikah, Sultan I. İbrahim’in 1648’de cariyesine kıydığı nikah, Genç Osman’ın 1622’de Ukayla Hanım’a kıydığı nikah veyahut Sultan Abdülmecid’in 1850’lerde Bezmiara’ya kıydığı nikah bu kuralın istisnalarıdır.

Padişah haremdeki bütün kadınların ve haremin sahibiydi. Ancak haremdeki bütün kadınlarla birlikte olması durumu söz konusu değildi. Haremde padişahın annesi, akrabaları, çocukları, cariyeleri ve hizmetçileri bulunuyordu.

Padişah istediği taktirde haremdeki cariyelerin birçoğuyla birlikte olabileceği gibi buna hiç yanaşmayan, ömrünü az sayıdaki cariyesiyle geçirmiş olan padişahlar da vardır.

Haremdeki cariyelerin birçoğu, önemli devlet adamlarıyla evlendiriliyordu. Harem, aslında “soylu kadın yetiştirme merkezi” gibi bir yerdi.

Bir kaynağa göre, kahya kadın cariyeleri, dans ve müzik gösterisi ile padişaha sunulurdu. Padişahın seçtiği kız, o gün külhancı usta tarafından hamamda yıkanır, kokular sürülürdü. Saçları taranıp örülür, süslenir, sonra da padişahın kapısında siyahi kadınların nöbet tuttukları yatak odasında geceyi onunla birlikte geçirirdi.

Sabah namazı için kalkan padişah, artık odalık olan cariyeye memnuniyetine göre para, mücevher veya elbise gibi hediyeler gönderirdi. Padişahın o gece beğenmediği cariye veya cariyelerden huysuzluk edenler, çocuğu olmayan veya padişah tarafından istenmeyenler, biriyle evlendirilir ve çırak çıkarılırdı.

Osmanlı’nın deli padişahı olarak bilinen Sultan İbrahim, 3 kardeşini boğduran padişah IV. Murad dönemine kadar 20 sene kadar kafes denilen saray hapisliğine yaşamıştı. Bu yüzden akıl sağlığı bozulmuş ve fiziksel olarak çökmüştü.

Tahta çıktığında cinsel iktidarsızlık yaşıyordu ancak büyücülerin, hocaların tedavileriyle düzelmişti. Cinsel gücü yerine geldikten sonra da ömrünü kadına ve eğlenceye adamıştı.

Haremdeki cariye sayısı onun döneminde 2 – 3 kat artmıştır. Ayrıca haremde çıkan bir söylenti nedeniyle tam 280 cariyeyi, ayaklarına taş bağlatarak canlı canlı Marmara Denizi’ne attırmıştır. Bu korkunç olay, en büyük cariye katliamı olarak bilinir.

Beyaz kölelerin elde edilmesindeki güçlük, hadım edilmelerinin zorluğu ve fiziksel olarak dayanıksız olmaları gibi sebeplerle ak hadımların yerini siyah hadımlar almaya başlamıştır. Mısır, Sudan ve Habeşistan (Etiopya)’dan getirilen siyahi köleler, bunların yerini almış.

Harem kadınları, cinsel organlarını korumuş hadımağalarını el üstünde tutarmış, çünkü bunlar sevişme sonrasında zevklerini uzatmayı bilirmiş. 16’ıncı yüzyıl aydınlarından Gelibolulu Ali’nin anlattığı olaylardan biri, saraydaki kadınlar ve hadımların ilişkisidir. Hadımın ilişkiye girecek durumu yoktur.

Ancak bazılarının penis dibinde oluşan sertlikten yararlanarak kadınların klitorisine sürtünerek birtakım deneyimler yaşadıklarını ve kadınların bunlardan çok hoşlandıklarını yazar.

Hadımağaları şehveti tahrik için ilaçları da dener, erotik kadın giysilerine düşkün olurlardı. Dışarıyla temasları olduğu için, yapay erkeklik organı ve diğer erotik seks oyuncakları sağlayabilirlerdi.

Ayrıca oral seks konusunda da çok deneyimleri vardı ve pek ustaydılar. Bir hadımla seviştikten sonra evlenen kadınlar, çok kez kocalarının marifetlerinden pek hoşnut kalmıyorlardı.

Şu kadar ki bir saray görevlisi kızlarağasına yazdığı şikayetnamesinde şunları anlatır: ‘Hadımlarla içli dışlı olan odalıkların doymak bilmeyen bir cinsel iştahları olduğu doğru mu? Böyle olduğu bütün İstanbul’ca bilinen bir şey.

İki odalık azat edilmiş ve haremden ayrılıp evlenmişlerdi. Ama evlenmelerinden bir hafta sonra kocaları, karılarını boşadılar. Sebep de karılarının kendilerine hadımağaları kadar başarılı olamadıklarını söylemeleriydi.’

” Bazı hadımağaları da delikanlıları kızlara tercih ederdi. Bugünkü deyimiyle “gay” hadımağarı da varmış.

Son olarak harem hakkında bilinen her şeyin aslında birer “söylenti”den ibaret olduğunu ve içeri girmenin yasak olması sebebiyle aktarılan her şeyin sözlü olarak bugüne geldiğini belirtelim.

O yüzden burada veya başka bir yerde yazılan çoğu şeyin kanıtlanması pek mümkün değil.

Genellikle ağızdan ağıza dolaşan fısıltılar ve batılı tarihçilerin oryantalist fantezileri, harem hakkında bildiklerimizi oluşturuyor.

 


What's Your Reaction?

Hadibeh Hadibeh
0
Hadibeh
Saçmalık Saçmalık
0
Saçmalık
Sinirlendim Sinirlendim
0
Sinirlendim
Sevdim Sevdim
0
Sevdim

Comments 0

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Dikkatinizi Çekebilecek Benzer Yazılar

error: İşlem Başarısız