Çin-Japon ve II. Dünya Savaşları Sırasında ”Unıt 731” Japon’ların Akıl Almaz İnsan Deneyleri

0
1619

731. Birim ya da resmi adıyla, Kanto Ordusu Karantina ve Sulama Şubesi (ya da Salgın Hastalıkları Önleme ve Su Arıtma Merkezi), Çin-Japon ve II. Dünya Savaşları sırasında Mançurya bölgesinde aktif olan biyolojik ve kimyasal savaş birimidir.

Japonlar 1925 yılında imzalanan ve 1928 yılında yürürlüğe giren Cenevre Protokolü’nün kimyasal ve biyolojik silahları yasaklamasına rağmen, salgın hastalıkları önleme ve su arıtma tesisleri adı altında bir birim kuruldu.

Bu birim binlerce esirin getirildiği sayısız insanlık dışı deneyin yapıldığı kampa gelenlerin dönmediği Auschwitz benzeri bir kamptı. Japon imparatorluk ordusunun biyolojik savaş birimi olan bu birim, Mançurya’da 1930’ların başında kurulmuş, 1936’ da genişletilmişti.

Kampın korgenerali Shiro Ishii ve Genel Sekreteri Masaji kontrolünde 1939-1945 yılları arasında 3000 Japon araştırmacı pek çok deney yaptı. Deneklerin büyük çoğunluğu Çinlilerden oluşuyordu. Çinlilerin dışında Ruslar, Moğollar ve Koreliler de bulunuyordu.

Unit 731’in yöneticisi Japon İmparatorluk Ordusu generali, Kyoto Üniversitesi’nde okumuş mikrobiyolog ve cerrah Shiro Ishii idi. Tesis, su arıtma ve salgın hastalıkları önleme merkezi olarak gösterilmiş ve asıl amaç gizlenmişti. Tesisteki çalışmalar 8 farklı birim tarafından yürütülüyordu: bakteriyoloji araştırmaları, savaş ve alan deneyleri, su filtresi üretimi, bakteri seri üretim ve muhafazası, eğitim birimi, malzeme birimi, klinik teşhis birimi ve genel sekreterlik.

İnsan denekler arasında Çinli, Koreli ve az sayıda Rus askerin yanı sıra kadın,erkek, çocuk ve bebeklerden oluşan sivil esirler de vardı.

Savaş esnasında askerlerin yaşayacakları olumsuzluklar ve uç noktalardaki koşullardan salgın hastalıklara, biyolojik silah denemelerinden çapraz organ nakillerine kadar akla gelebilecek (ve hatta aklın sınırlarını zorlayacak) her şey denenmişti:

Kan kaybından ölmeyi incelerken insanların kol ve bacakları kesilerek yavaş yavaş ölmeleri gözlemlendi, donma deneylerinde uzuvlar dondurulup yeniden ısıtıldılar ve kangren araştırıldı,yemek borusu sindirim sisteminin farklı yerlerine bağlandı, insanlar canlıyken mideleri alındı, ateşli silahla ölümlerin incelenmesinde esirler farklı farklı mesafelerden vuruldular, hemen yanlarında el bombaları patlatıldı, kan transfüzyonu deneyleri yapılarak farklı hayvanlarınkanı esirlere nakledildi, basınç ve gaz odalarına sokuldular, ölene dek santrifüjlerde tutuldular ve anestezi olmaksızın üzerlerinde büyük cerrahi operasyonlar yapıldı. Esirler baş aşağı asılarak ne kadar sürede boğularak ölecekleri denendi.

Böbreklerine at idrarı enjekte edildi, kol-bacakları kesilerek tam ters şekilde yeniden vücutlarına yerleştirildi. Tesiste hamile bırakılan kadınlar üzerinde dirikesim uygulandı. Esirler tarlalara götürülerek sadece kol ve bacakları dışarıda kalacak ve hayati organlarını koruyacak şekilde kasklar giydirilerek direklere bağlandılar ve uçaklar havadan bombalar yağdırdı. Dr. Ishii yönetiminde yapılan biyolojik savaş deneylerinde üzerlerinde deneyler yapılan esirlere ‘maruta’ (odun kütüğü) adı veriliyordu.

Tokyo Üniversitesi’nden seroloji uzmanı Dr. Sueo Akimoto yaşananları şöyle anlatıyordu: “Oraya ulaşıp insan deneylerini öğrendiğimde şok oldum. Bilim insanları mahkumlara hayvan gibi davranıyorlardı ve çok azı vicdana sahiplerdi.

Esirler düşmandı ve neticede ölümle cezalandırılacaklardı. Bu esnada tıbbın ilerlemesine katkıda bulunacakları için bunun onurlu bir ölüm olacağını düşünüyorlardı… Çalışmalarım insan deneyleri içermese de çok korkmuştum.

Araştırma direktörü Maj-Gen Kikuchi’ye üç dört kez istifamı yazmıştım ancak bırakmanın hiçbir yolu yoktu Bırakırsam, gizlice idam edileceğim söylendi” Deneylerde kullanılan kurbanlar 4-5 hafta geçmeden ya ölüyor yada öldürülüyorlardı. Ölen denekler rematoryumlarda yakılıyordu.

731. Birim bu deneylerle, ABD’ye karşı kullanılabilecek kimyasal ve biyolojik silahlar elde etmeyi ve Japonya’nın daha fazla güç kazanmasını amaçlıyordu. Korgeneral Shiro Ishii, kolluk güçlerinin gönderdiği savaş esirleri ve tutuklularla yetinmemiş, bölgenin dışına çıkarak Mançurya halkını da deneylerine dahil etmişti. Ishii’nin hedefi ‘mükemmel veba’yı bulmaktı. Bu yüzden, vebayı köylere yayarak gözlemlemeyi seçmişti. Bölgenin yakınındaki köyler ise, en ideal laboratuvarlardı.

Kampta çalışmış olan bir doktor, ilk canlı kesimini New York Times’ta şöyle anlatıyordu; ‘‘ Denek odaya getirildiğinde mücadele etmiyordu, onu bağladılar. Fakat neşteri kaldırdığımda bağırmaya başladı. Onu göğsünden karnına kadar kestim.

Çok çığlık atıyordu, yüzü acı içinde kıvranıyordu. Korkunç çığlıklar atıyordu ve nihayet sesi kesildi.’’ Zorla hamile bırakılan kadınlardan doğan bebekler, ebeveynleri ile aynı tip deneylere tabi tutuldu. Hatta bazıları doğumlarının hemen ardından teste tabi tutuldu.

1984 yılında Tokyo’daki Keio Tıp Üniversitesi’nde okuyan bir öğrenci, insan deneylerinin kayıtlarını buldu. Bu sayfalar, Tetanos aşısının dozajlarının etkilerini açıklıyordu Vücuttaki spazmların ve ölüme giden sürecin uzunluğunu anlatan tablolar vardı.

731. Birim’de görev alan doktorlardan biri olan Ken Yuasa 2007’de Japon Times’a yaptığı konuşmada bu deneylerin yapıldığını doğruladı. “İlk deneyim boyunca çok korktum. Ancak ikinci deneyimde işler daha kolaylaştı. Üçüncü deneyimde ise bunu yapmaya gönüllü oldum.”

Benzer şekilde Japon İmparatorluk Ordusu askerlerinden, 731. Birim’deki deneylerde görev alan Yoshio Shinozuka da 1997’de yaşananlara dair şöyle diyordu. “731. Birim üyesiydim. İnsan olan birisinin hiç yapmaması gereken şeyleri yaptım.”

Akla mantığa insanlığa sığmayan bu deneylerin listesi uzayıp gidiyor 1945 yılında Pasifik Savaşı’nın son günlerinde ve Japonların yakın yenilgisi karşısında, Japon birlikleri 731. Birim’de yapılan araştırmaların kanıtlarını yok etmek amacıyla 731’in karargahını havaya uçurdu.

II. Dünya Savaşı’nın sonunda ABD işgal yetkilileri tarafından tutuklanan Ishii ve ekibi deney bilgilerini vermesi karşılığında 1946’da Tokyo mahkemesinde Abd savaş suçları savcılığından dokunulmazlık almayı başardı. Deneylerden elde edilen sonuçlar karşılığında bu yargılamaların düşürmeleri, insanlık tarihinin en büyük vahşetlerinden birisinin üstünün kapanmasına neden olmuştur. 250.000 den fazla Çin ve Rus vatandaşın yaşamını yitirdiği bir esirin bile sağ çıkamadığı yer olarak bilinmektedir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here